Hizb-ut Tahrir Beyanları

Hamas Otoritesi, Karışı Karışına, Adımı Adımına Fetih Otoritesinin Yolunu Takip Ediyor
M. 26 Haziran 2009
Fetih Hareketi, geçen asrın ortasında kurulduğu zaman, Filistin’i nehirden denize kadar kurtarmak için direnişi benimseyeceğini ilan etmişti. Sonra öyle bir noktaya vardı ki nehri de denizi de bu ikisinin arasındakileri de heba etti! Nitekim Fetih Otoritesi, Filistin’in genelinin genelinde Yahudi varlığını tanıdı, Amerikan gözetiminde Filistin’den geriye kalan yerlerde bir devlet için onunla müzakereye girmeye başladı ve Otorite’nin Başkanı her ne zaman başı sıkışsa Washington’un yolunu tuttu… Buna rağmen Fetih Otoritesi, müzakereler üzerinden uzun seneler geçmesinden bugüne kadar hiçbir şey elde edemedi. Bilakis o, işgalin gölgesinde onun izniyle gidip geldi. Hatta başkanı, Yahudi varlığının izni olmaksızın yolculuğa dahi çıkamadı! Ardından Fetih’in kurulmasından yaklaşık yirmi sene sonra Hamas kuruldu. Sonra Fetih’in daha önce izlediği mesafeyi kat ederek Filistin’i nehirden denize kadar kurtarmak için direnişi benimseyeceğini ilan etti. Böylece “Yahudi Devleti’ni” tanımasından, sadece 1967 sınırları içerisinde bir devlet istemesinden, Amerika’nın kucağına atlamasından ve Yahudi varlığıyla müzakereye girmesinden dolayı Fetih Hareketi’ni eleştirmeye başladı…
Türkiye Vilayeti Beyanları

Her Kim, Ergenekon ile Hizb-ut Tahrir Arasında İlişki Kuruyorsa Aklını Kontrol Ettirsin!
M. 30 Mart 2009
Ergenekon Davasında ikinci iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde 25 Mart 2009 Çarşamba günü kabul edildikten sonra bazı medya organları Hizb-ut Tahrir’in Ergenekonla ilişkili olarak iddianamede yer aldığı haberini yaptılar. İddianamede, bu olmayan “ilişki”nin nasıl tarif edilip ispatlanmaya çalışıldığına hiç değinilmeden “Hizb-ut Tahrir-Ergenekon ilişkisi ikinci iddianamede yer aldı” şeklinde yapılan haberler, ciddiyetsiz habercilik anlayışının ürünü olduğu gibi haberin veriliş tarzı itibariyle Hizb-ut Tahrir’i kamuoyu nazarında şaibeli duruma düşürmeye yöneliktir. Ancak dünyanın değişik yerlerinde defalarca maruz kalmasına rağmen ne izzetini ne de İslami hayatı başlatma azmini zedeleyemeyen bu tür menfur girişimler beş kıtada faaliyet yürüten Hizb-ut Tahrir’in saygınlığını bu sefer de gölgeleyemeyecektir bilakis her saldırı, her iftira, her komplo onun Ümmet nezdindeki yerini daha da sabitleyip pekiştirecektir. Bu açık hakikatlerle birlikte iddianamede yer alan hususlar hakkında Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti olarak söyleyeceklerimiz şunlardır…
Türkiye Vilayeti Resmi Sözcülüğü Basın Açıklamaları
Türkiye Vilayeti Resmi Sözcüsü
Yılmaz Çelik
Topraklarımız Ancak Raşidi Hilafet ile Korunabilir!
M. 10 Haziran 2009
Türkiye’nin imzaladığı uluslararası anlaşma uyarınca 2014'e kadar mayınlı arazilerini temizleme zorunluluğuna binaen 510 kilometrelik ve 350 metre genişliğindeki Türkiye-Suriye sınır hattında toprağa gömülü 615 bin mayının temizlenmesini, imha edilmesini ve bu şekilde elde edilecek arazilerin tarımsal amaçlı kullanılması işlemlerine ilişkin esas ve usulleri düzenleyen yasa tasarısı, TBMM Genel Kurulunda 04 Haziran 2009 tarihinde kabul edilerek yasalaştı. Tasarıya göre mayından temizlenecek alanlar, bu faaliyeti yürüten şirkete bırakılacak ve mayın temizleme süresi 5 yılı, arazinin kullanım süresi ise 44 yılı geçemeyecek. Bu mayınlı araziler, 1959 yılından bu yana hiç dokunulmayıp herhangi bir kimyasalın kullanılmaması itibariyle dünyada revaçta olan organik tarıma elverişli olmasının yanı sıra yer altı zenginlikleri bakımından araştırmanın da yapılmadığı bakir topraklardır. Organik tarıma elverişliliği nedeniyle de mayınlardan temizlenmesinden sonra “İsrail” kuruluşuna verileceği ortaya atıldı. Sömürgeci kâfirler tarafından İslam beldeleri arasına çizilen sınırlar Allah’ın izniyle yakında kurulacak İkinci Raşidi Hilafet Devleti tarafından kaldırılacağı için mevcut yönetimin kendi imkanlarıyla bu mayınları temizlemesinde bir sakınca yoktur. Ancak arazilerin kullanımına gelince durum değişmektedir...
Diğer Resmi Sözcülüklerin Basın Açıklamaları
HT Resmi Sözcüleri
Hizb-ut Tahrir / Endonezya’dan “İslâmî Devlet Vehmi” Kitabına Reddiye
M. 25 Mayıs 2009
Geçen günlerde piyasaya sürülen “İslâmî Devlet Vehmi: İslamî Hareketlerin Endonezya’da Milliyetçilik Sınırlarını Aşarak Genişlemesi” kitabı, ne okunmaya, ne de reddiye verilmeye değer bir kitaptır. Zira iki sene süren akademik bir araştırma ürünü olduğu iddialarına rağmen akademik bir araştırma olmadığı ve objektif araştırmadan oldukça uzak olduğu vakıasını gizleyememiştir. Çünkü kitap, objektif bir tutum sergilemek yerine yazarları tarafından ortaya koyulan vehim, kin ve tahrik türleriyle doludur. Özellikle Hizb-ut Tahrir’e ilişkin hususlar içermesi olmak üzere bizleri, bu kitaba reddiye yazmaya sevk eden bunlardır ve aşağıdaki şekildedir: 1. Metedolojik Açıdan: Birincisi: Kaynaklar bakımından; bu kitap, Hizb-ut Tahrir’in resmî kitaplarını kaynak olarak almamıştır. Bilakis aldığı tek kaynak, “Endonezya’yı Şeriatla Kurtarın” kitapçığıdır ve sadece başlığına yer vermiştir. Bunun dışındakiler ise, Zeyno Baran’ın “Hizb-ut Tahrir, İslâmî Siyasî Bir İsyandır” kitabında ve Abid Hüseyin’in “İslâmiler” kitabında ulaştığı sonuçlara dayanan bu kitabın yazarlarının görüşleri ve Hizb-ut Tahrir’e yönelik tutumlarıdır. Bu yazarlar, Zeyno Baran’ın bir Yahudi olduğunu ya unutmuşlardır yada unutmuş gibidirler. Aynı şekilde Abid Hüseyin de Hizb-ut Tahrir hakkında uzman birisi değildir...
Diğer Vilayetlerin Beyanları

Çetelerle Mücadeleye Yönelik Takip Edilen Yöntem Sorumsuzluğu Göstermekte ve Kaosun Artacağı Uyarısında Bulunmaktadır
M. 29 Mayıs 2009
Başkent Kpnhagen’in mahalleleri, son zamanlarda çeşitli suç çeteleri arasında yükselen çatışmalara sahne oldu. Suç ortamındaki rekabetten dolayı ortaya çıkan bu çatışma, çatışmaların patlak verdiği yoğun nüfuslu mahallelerde, yol kenarlarında, çocuk yuvaları, spor salonu ve kafelerin yakınlarında pek çok kişinin kurban olmasına sebebiyet vermiştir. Çoğunlukla Müslümanların oturduğu kimi yerleşim alanlarında bazı masum Müslümanların ölümüne ve yaralanmasına yol açan birçok ateş açılması operasyonlarına da sahne olmuştur! Otoritelerin, çekişmeli taraflara karşı müdahalede bulunacağı vaatlerine rağmen, bu ateş açılması silsilesi, daha çok kurbanlar almaya devam etmiştir ki bu durum da hedef haline gelen bu mahalle sakinlerinin emniyet ve güvenlik duygularını kaybetmelerini ve çocuklarının gelecekteki kurbanlar arasında olmasından korkmalarına yol açmıştır. Bu trajik gelişmelerin ortasında bazı siyasîler ile basın organlarının, İslâm’a yönelik düşmanlıkta kendi gündemlerine hizmet etmesi için bu çatışmayı istismar etmeye çalıştıklarına tanıklık etmekteyiz. Bunu da çekişmedeki diğer tarafı göz ardı ederek üyelerinin çoğu ikinci kuşak yabancılardan oluşan çeteler üzerine odaklanarak yapmaktadırlar...
Medya Büroları Yayınları
HT Medya Temsilcileri
Obama, Yöneticiler ile Filistin Otoritesine Vaatlerde ve Umutlarda Bulunmaktadır, Halbuki Onlara Bulunduğu Bu Vaatler, Aldatmacadan Başka Bir Şey Değildir
M. 30 Mayıs 2009
Amerikan Başkanı, Filistin Otoritesi Başkanıyla görüşmesinin ardından, “İki devlete dayalı çözümü, kuvvetle destekleyeceğini” açıklayarak şöyle dedi: “Yerleşim birimlerinin durdurulmasının zarureti hakkındaki durum çok açıktır.” Bunun yanı sıra Obama, “Yapay bir zaman takvimine” ilişkin taahhüt vermeyi reddederek şöyle dedi: “Filistinliler, güvenlik kuvvetlerini güçlendirme ve okul ile mescitlerde yaygınlaşan İsrail’e yönelik düşmanca kışkırtmalara sınırlama getirme yönünde daha fazla ilerleme kaydetmelidirler.” Bizler Hizb-ut Tahrir olarak, Müslümanların meselelerine yönelik çirkin ve utanç verici Amerikan müdahalesi ile yöneticilerin ve otoritenin gösterdiği teslimiyeti reddeder ve aşağıdaki hususları vurgularız: 1. Obama’nın kendilerine bulunduğu vaatler, büyük bir musibet olmasına rağmen yöneticiler ve otorite, güvenli bir sınır içerisinde Yahudi varlığının pekiştirilmesi ve bunun da sadece Filistin Otoritesi tarafından değil, bilakis tüm İslâmî âlemdeki yöneticiler tarafından tanınması anlamına gelen vaatlere alkış tutmaktadırlar. Çünkü Obama şöyle demiştir: “İsrail’in, iki devletli çözümün kendi çıkarına olduğunun farkına varacağı kaçınılmazdır.” Clinton ise şöyle demiştir: “Bir Filistin Devleti’nin kurulması, İsrail’in çıkarınadır… Ve Bizler inanıyoruz ki iki devletli bir esasa dayalı bir çözümün oluşturulmasına yönelik çabalar, İsrail’in aradığı ve layık olduğu barışın ve güvenliğin garantisi için en güzel bir araçtır.” Aklıselim olan bir kişi böyle bir şeye alkış tutabilir mi hiç?...



